Uluhan Hukuk Bürosu - İzmir Avukat, Arabulucu - 1999 yılından beri faal olarak devam edilen avukatlık görevimiz; 2005 tarihinden itibaren kendi ofisimizde ve aynı yerde İzmir ağırlıklı olmak üzere tüm Türkiye’de şirket ve/veya şahıslar ile ilgili hukuki uyuşmazlıkların çözümünde geniş vizyonlu analizler, sağduyulu ve süratli çözümler ile hukuksal danışmanlık ve avukatlık hizmetlerini meslek kuralları ve etik ilkeleri doğrultusunda sürdürülmektedir.
Hizmet Tespit Davası Nedir?

Hizmet Tespit Davası Nedir?

Hizmet Tespit Davası Nedir?

Sosyal güvenlik hakkı, Anayasamızın 60. maddesi ile güvence altına alınmış olup herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ve devletin bu hakkı sağlamakla yükümlü bulunduğu temel bir insan hakkıdır. Bu hak; bireylerin çalışma hayatı süresince ve sonrasında karşılaşabilecekleri yaşlılık, hastalık, işsizlik, iş kazası ve benzeri sosyal risklere karşı güvence altına alınmasını amaçlamaktadır.

Bununla birlikte uygulamada, işçilerin Sosyal Güvenlik Kurumu’na hiç bildirilmeden kayıt dışı olarak çalıştırılması ya da çalışmalarının eksik bildirilmesi (örneğin daha az gün veya daha düşük ücret üzerinden bildirim yapılması) gibi hukuka aykırı durumlarla sıklıkla karşılaşılmaktadır. Bu tür uygulamalar, işçilerin emeklilikten sağlık hizmetlerine kadar uzanan sosyal güvenlik haklarını doğrudan tehlikeye düşürmektedir.

İşte bu noktada, işçilerin geçmişe dönük çalışmalarının tespit edilerek sosyal güvenlik haklarının korunabilmesi amacıyla Türk hukuk sisteminde “hizmet tespiti davası” olarak adlandırılan önemli bir hukuki mekanizma öngörülmüştür.

Hizmet tespiti davası, işçinin fiilen çalıştığı halde sigorta primlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu’na hiç bildirilmemesi veya eksik bildirilmesi durumunda, söz konusu çalışma sürelerinin mahkeme kararıyla tespit edilmesini amaçlayan özel nitelikte bir davadır. Bu dava yalnızca işçinin bireysel menfaatlerini korumakla kalmayıp, aynı zamanda sosyal güvenlik sisteminin sağlıklı işleyişini sağlaması bakımından kamu düzenini de ilgilendirmektedir.

Bu nedenle hizmet tespiti davalarında mahkeme, tarafların ileri sürdüğü iddia ve delillerle sınırlı kalmaksızın, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla re’sen araştırma ilkesi kapsamında gerekli inceleme ve araştırmaları yapma yetkisine sahiptir. Bu durum, işçinin ispat yükünü belirli ölçüde hafifletirken sosyal güvenlik hakkının etkin şekilde korunmasına da katkı sağlamaktadır.

  1. Hizmet Tespit Davasının Yasal Dayanağı ve Amacı

Hizmet tespit davası, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86. maddesinin dokuzuncu fıkrası ile geçici 7. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükümler uyarınca, işveren tarafından Kuruma bildirilmeyen veya Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalışmalarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan itibaren 5 yıl içinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispat edebilmektedir.

Davanın temel amacı, işçinin fiilen çalıştığı halde SGK’ya hiç bildirilmeyen veya eksik bildirilen (prim gün sayısı ya da prime esas kazanç bakımından) hizmet sürelerinin mahkeme kararıyla resmi kayıtlara geçirilmesini sağlamaktır. Bu sayede işçi; emeklilik, sağlık hizmetleri ve diğer sosyal güvenlik haklarından yararlanma imkanını korurken, aynı zamanda kayıt dışı istihdamla mücadele edilerek sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğine de katkı sağlanmaktadır.

  1. Hizmet Tespit Davası Açabilmenin Şartları

Hizmet tespit davasının kabul edilebilmesi için belirli hukuki şartların bir arada bulunması gerekir. Bu şartlar, davanın temelini oluşturmakta olup mahkeme tarafından somut olayın özellikleri çerçevesinde titizlikle değerlendirilmektedir.

2.1. İş İlişkisinin Varlığı

Öncelikle davacı ile davalı işveren arasında, 4857 sayılı İş Kanunu veya 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında bir hizmet akdine dayalı iş ilişkisinin fiilen mevcut olduğunun ispat edilmesi gerekir. Bir iş ilişkisinden söz edilebilmesi için genel olarak şu unsurların birlikte bulunması aranmaktadır:

  • Bağımlılık: İşçinin, işverenin emir ve talimatları doğrultusunda ve onun organizasyonu içinde çalışması,
  • Ücret: Yapılan iş karşılığında işçiye bir ücret ödenmesi,
  • Süreklilik: Çalışmanın belirli veya belirsiz bir süre boyunca devam etmesi.

2.2. Sigortasız Çalışma veya Eksik Bildirim

İş ilişkisinin varlığının yanı sıra, işçinin çalıştığı sürelerin Sosyal Güvenlik Kurumu’na hiç bildirilmemiş veya eksik bildirilmiş olması da hizmet tespit davasının açılabilmesi için gerekli şartlardan biridir. Eksik bildirim başlıca iki şekilde ortaya çıkabilmektedir:

  • Prim ödeme gün sayısının eksik bildirilmesi: İşçinin fiilen çalıştığı gün sayısının SGK’ya daha az gün üzerinden bildirilmesi,
  • Prime esas kazancın eksik bildirilmesi: İşçinin gerçekte aldığı ücretin SGK’ya daha düşük gösterilmesi. Bu durum, özellikle emeklilik aylığının belirlenmesi bakımından önemli sonuçlar doğurmaktadır.

Nitekim 5510 sayılı Kanun’un 7. ve 8. maddeleri uyarınca işverenler, sigortalı sayılan kişileri çalışmaya başlamadan önce Kuruma bildirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün hiç yerine getirilmemesi veya eksik yerine getirilmesi hâlinde, söz konusu durum hizmet tespit davasına konu olabilmektedir.

2.3. 5 Yıllık Hak Düşürücü Süre ve İstisnaları

Hizmet tespit davaları, 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren başlayan 5 yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Bu süre, işçinin sigortasız veya eksik bildirilen çalışmasının gerçekleştiği takvim yılının son gününden itibaren işlemeye başlar.

 

 

Örneğin, 2020 yılında sigortasız çalışmış bir işçi bakımından hak düşürücü süre 31.12.2020 tarihinde başlayacak ve 31.12.2025 tarihinde sona erecektir. Bu süre içerisinde dava açılmaması halinde, hak düşürücü sürenin dolması nedeniyle davanın reddine karar verilir.

Her ne kadar hizmet tespiti davaları kural olarak 5 yıllık hak düşürücü süreye tabi ise de, bu süre her durumda mutlak olarak uygulanmamaktadır. Nitekim Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre, bazı durumlarda Kurumun çalışmadan haberdar olduğu kabul edilmekte ve bu hallerde hak düşürücü sürenin uygulanması söz konusu olmamaktadır.

Özellikle; çalışma olgusunun müfettiş raporu veya durum tespit tutanağı ile belirlenmiş olması, Asgari işçilik incelemesi neticesinde işverenden sigortalının primleri Kurumca icra yoluyla tahsil edilmiş bulunması, işveren tarafından düzenlenen ve imzasını taşıyan ücret bordrolarında sigorta primi kesintisinin gösterilmesine rağmen primlerin Kuruma yatırılmamış olması, işe giriş bildirgesinin Kuruma süresinde verilmiş olmasına rağmen prim ve bordrosunun Kuruma intikal ettirilmemesi ya da aynı döneme ilişkin işçilik alacaklarına dair kesinleşmiş yargı kararlarının bulunması hallerinde, hizmet tespiti davalarının hak düşürücü süreye tabi olmadığı kabul edilmektedir. 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/734 K. 2022/383 T. 24.03.2022 “İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği 506 sayılı Kanun'un 79. maddesinin 1. fıkrasında açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi, dört aylık sigorta primleri bordrosu, sigortalı hesap fişi vs.'dir. 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin 9. fıkrasında bu belgeler aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi olarak belirtilmiştir. Sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması hâlinde artık Kanun'un 79. maddesinin 10. fıkrasında ve 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin 9. fıkrasında düzenlenen hak düşürücü süreden söz edilemez.”

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2019/1608 K. 2019/7938 T. 19.12.2019Yapılacak iş, 1973 yılı içerisinde davacı adına ... sicil no lu davalı ... tarafından düzenlenmiş işe giriş bildirgesinin Kuruma verilip verilmediğini araştırmak, davalı işyerinde tespiti istenen dönem içerisinde Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarınca yapılan bir denetim olup olmadığını sormak, toplanan tüm delilleri birlikte değerlendirdikten sonra sonucuna göre davacı adına yapılmış herhangi bir sigortalılık hizmeti prim ödemesinin yapılmadığının, işe giriş bildirgesinin düzenlenmediğinin, davalı işyerinde geçen çalışmasının müfettiş raporu ile de saptanmadığının anlaşılması halinde Mahkemece davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine dair bir karar vermekten ibarettir.”

 

 

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2015/6057 K. 2015/7039 T. 13.04.2015Söz konusu hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında aynı işverenin değişik işyerlerinde dahi olsa kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.”

  1. Görevli ve Yetkili Mahkeme

5510 sayılı Kanun’un 86/9. maddesinde yer alan hüküm gereğince, hizmet tespiti davalarında görevli mahkeme İş Mahkemeleridir. İş Mahkemesi bulunmayan yerlerde ise bu davalara Asliye Hukuk Mahkemeleri, İş Mahkemesi sıfatıyla bakmaktadır.

Öte yandan 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca, iş mahkemelerinde açılacak davalar; davalının Türk Medeni Kanunu’na göre yerleşim yeri mahkemesinde açılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyerinin bulunduğu yer mahkemesinde de açılabilmektedir.

  1. Zorunlu Arabuluculuk ve SGK'nın Davadaki Rolü

4.1. Zorunlu Arabuluculuk Şartı Bulunmamaktadır

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca, işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade taleplerine ilişkin davalarda arabuluculuğa başvurulmuş olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Ancak bu kuralın önemli bir istisnası bulunmaktadır.

Nitekim, hizmet akdine tabi çalışmalar nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri, arabuluculuk dava şartı kapsamı dışında tutulmuştur.

4.2. SGK'nın Davadaki Rolü      

Hizmet tespiti davaları kamu düzenini ilgilendiren davalar niteliğinde olduğundan, 7036 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) re’sen ihbar edilir. SGK, bu davalarda davalı işveren yanında feri müdahil olarak yer alır. Feri müdahil sıfatıyla davaya katılan Kurum, yanında katıldığı taraf kanun yoluna başvurmasa dahi istinaf veya temyiz yoluna başvurabilmektedir.

  1. Mahkemede İspat

Hizmet tespiti davalarında ispat yükü kural olarak, sigortasız veya eksik bildirilen hizmetin varlığını ileri süren işçiye aittir. Bununla birlikte, bu davaların kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle mahkeme, ispat konusunda geniş bir re’sen araştırma yetkisine sahiptir.

İşçinin sigortasız çalıştığını veya eksik bildirildiğini kanıtlamak için başvurabileceği başlıca deliller şunlardır:

  • Tanık Beyanları: Hizmet tespiti davalarının en temel ve çoğu zaman en etkili delili tanık beyanlarıdır. Özellikle aynı işyerinde sigortalı olarak çalışmış "bordro tanıkları" veya komşu işyerlerinde çalışmış, işçinin çalıştığına ve çalışma koşullarına bizzat şahit olmuş "kamu tanıkları"nın ifadeleri büyük önem taşır.
  • Banka Dekontları ve Maaş Bordroları: İşçiye yapılan ücret ödemelerini gösteren banka dekontları, havale kayıtları veya işveren tarafından düzenlenmiş ancak SGK'ya bildirilmeyen maaş bordroları gibi belgeler, iş ilişkisinin varlığını ve ücret miktarını ispatlamada güçlü delillerdir.
  • Kurumsal Yazışmalar ve Dijital Kayıtlar: İşverenle yapılan e-posta yazışmaları, WhatsApp veya diğer dijital iletişim platformlarındaki mesajlaşmalar, işin niteliği, çalışma saatleri veya ücret gibi konularda bilgi içerebilir. Bu tür kayıtlar, HMK'nın 199. maddesi uyarınca "belge" niteliğinde olup delil olarak sunulabilir.
  • Fotoğraf ve Video Kayıtları: İşçinin işyerinde çalışırken çekilmiş fotoğrafları veya videoları, iş ilişkisinin fiilen var olduğunu göstermesi açısından önemli görsel deliller teşkil edebilir.
  • İşverenin Ticari Defterleri ve Vergi Kayıtları: İşverenin ticari defterleri, vergi dairesi kayıtları, belediye veya diğer kamu kurumları nezdindeki kayıtlar da iş ilişkisinin varlığını destekleyici unsurlar içerebilir. Mahkeme, bu tür kayıtları ilgili kurumlardan talep ederek re'sen inceleyebilir.
  • Emsal Ücret Araştırması: Özellikle prime esas kazancın tespiti taleplerinde, işçinin yaptığı işin özellikleri, meslekteki kıdemi, unvanı, işyerinin kapasitesi ve emsal işçilere ödenen ücretler dikkate alınarak ilgili meslek kuruluşlarından (sendikalar, meslek odaları) emsal ücret araştırması yapılması önemlidir.
  • Diğer İşçilik Alacakları Davaları: İşçinin aynı döneme ilişkin açtığı veya açılmış olan işçilik alacakları (kıdem, ihbar, ücret vb.) davaları ve bu davalarda verilen kesinleşmiş kararlar, hizmet tespiti davasında güçlü delil teşkil edebilir. Bu tür davalar, hizmet tespiti davası için bekletici mesele yapılabilir.
  1. Davanın Kazanılması Halinde Elde Edilecek Haklar ve Sonuçları

Prim ödeme gün sayısının artması ve emeklilik hakları: Mahkeme kararıyla tespit edilen sigortasız çalışma süreleri SGK kayıtlarına işlenir. Bu durum, işçinin prim ödeme gün sayısını artırarak sigortalılık süresinin uzamasını sağlar. Böylece işçi, emeklilik için gerekli prim gün sayısına daha erken ulaşabilir veya emeklilik aylığı bakımından doğabilecek hak kayıplarını önleyebilir. Nitekim SGK, mahkeme kararının kesinleşmesinin ardından tespit edilen primleri işverenden gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte tahsil eder.

 

Kıdem ve ihbar tazminatı davaları bakımından kesin delil niteliği: Hizmet tespiti davası sonucunda verilen ve kesinleşen mahkeme kararı, işçinin ilgili işyerindeki çalışma süresi ve niteliği bakımından kesin delil teşkil eder. Bu durum, işçinin daha sonra açabileceği kıdem ve ihbar tazminatı gibi işçilik alacaklarına ilişkin davalarda çalışma süresinin ispatı açısından önemli bir kolaylık sağlar. Böylece işçinin ilgili dönemde çalıştığını yeniden ispatlamasına gerek kalmaz; yalnızca alacağa ilişkin diğer koşulları ortaya koyması yeterli olur.

İdari Para Cezaları: Sigortasız işçi çalıştıran veya eksik bildirimde bulunan işverenler hakkında, 5510 sayılı Kanun’un 102. maddesi uyarınca idari para cezaları uygulanmaktadır.

  1. Sonuç

Hizmet tespiti davaları, işçilerin temel sosyal haklarından biri olan sosyal güvenlik hakkının korunması bakımından büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte, bu davalar hem hukuki niteliği hem de ispat usulü bakımından teknik bilgi ve deneyim gerektiren süreçlerdir. Özellikle tanıkların belirlenmesi ve delillerin toplanması gibi hususlar, davanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek niteliktedir.

 

 

Hemen İletişime Geç

Uyap Giriş