ECRİMİSİL
Ecrimisil, bir taşınmazın malikinin veya zilyedinin rızası bulunmaksızın başka bir kişi tarafından kullanılması halinde, taşınmazdan yararlanma imkânından mahrum kalan hak sahibine ödenmesi gereken haksız işgal tazminatını ifade etmektedir. Uygulamada özellikle paylı veya elbirliği mülkiyetine konu taşınmazlarda, miras ortaklıklarında veya kiralama ilişkisi sona ermesine rağmen taşınmazın kullanılmaya devam edilmesi durumlarında ecrimisil talepleri ile sıklıkla karşılaşılmaktadır. Ecrimisil, hukuki niteliği itibarıyla bir kira bedeli olmayıp, taşınmazın haksız şekilde kullanılması nedeniyle doğan tazminat niteliğinde bir alacaktır.
Türk Medeni Kanunu’nda ecrimisil kavramı doğrudan bir başlık altında düzenlenmemiş olmakla birlikte, özellikle Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının sağladığı yetkiler çerçevesinde değerlendirilmektedir. Anılan hükme göre malik, hukuk düzeninin sınırları içinde, malı üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Aynı maddede malikin, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı istihkak davası açabileceği ve her türlü haksız müdahalenin önlenmesini talep edebileceği de düzenlenmiştir. İşte taşınmazın haksız şekilde kullanılması sonucu malikin uğradığı kullanım kaybının giderilmesi amacıyla talep edilen bedel uygulamada ecrimisil olarak adlandırılmaktadır. Ecrimisil davası (haksız işgal tazminatı davası); kanuni bir düzenlemeyle değil Yargıtay kararları ile uygulama alanı bulmuştur.
Ecrimisil talebinde bulunulabilmesi için doktrinde ve yargısal uygulamada genel olarak kabul edilen üç temel şart bulunmaktadır. Bunlar; bir taşınır veya taşınmaz malın haksız şekilde işgal edilmiş olması, işgali gerçekleştiren kişinin kötü niyetli olması ve bu işgal sonucunda hak sahibinin bir zarara uğramış olmasıdır. Söz konusu şartların her biri ecrimisil talebinin değerlendirilmesinde önemli rol oynamaktadır.
Haksız İşgal: Haksız işgal, herhangi bir hukuki sebebe dayanmaksızın başkasına ait bir mal üzerinde fiili hakimiyet kurulması ve bu malın kullanılmasıdır. Bir başka ifadeyle, malikin veya hak sahibinin rızası bulunmaksızın bir malın zilyetliğinin ele geçirilmesi ve kullanılması durumunda haksız işgal söz konusu olur. Bu kapsamda işgalin hak sahibinin açık veya zımni rızasına dayanmaması ya da hukuken geçerli bir kullanım hakkının bulunmaması gerekir. Hak sahibinin rızasının baştan itibaren mevcut olmaması mümkün olduğu gibi, başlangıçta verilmiş olan rızanın sonradan geri alınması veya verilen rızanın kapsamının aşılması da haksız işgale yol açabilir. Haksız işgal hukuki niteliği itibarıyla haksız fiil niteliğinde bir davranış olarak değerlendirilmektedir. Bir malın zilyetliğinin ele geçirilip geçirilmediği ise o mal üzerinde fiili tasarruf yetkisinin kullanılıp kullanılmadığına, başka bir deyişle mal üzerinde fiili hakimiyet kurulup kurulmadığına göre belirlenir. Zilyetlik, eşya üzerinde fiili egemenliği ifade eden bir kavram olup malın kullanılması veya kişinin fiilen tasarrufu altında bulundurulması halinde zilyetliğin varlığından söz edilir. Buna karşılık, malın zilyetliğinin hak sahibinin rızasına dayanması ya da hukuken geçerli bir kullanım hakkına dayanması halinde haksız işgalden söz edilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte mevcut bir hukuki ilişkinin sona ermesine rağmen malı kullanmaya devam eden kişi de artık haksız işgalci konumuna düşecektir.
İşgal Edenin Kötü Niyetli Olması: Ecrimisil talebinin kabul edilebilmesi için işgali gerçekleştiren kişinin kötü niyetli olması da aranan koşullardan biridir. Kötü niyetli zilyet, mal üzerindeki hakimiyetinin hukuken geçerli bir hakka dayanmadığını bilen veya somut olayın koşulları itibarıyla bilmesi gereken kişidir. Bu nedenle, bir kimsenin mal üzerindeki zilyetliğinin hukuka uygun bir sebebe dayanmadığını bilmesine rağmen kullanıma devam etmesi durumunda kötü niyetli zilyetlikten söz edilir ve bu kişi ecrimisil bedelini ödemekle yükümlü olur. Ecrimisil talebinin ileri sürülebilmesi bakımından ayrıca taşınmazın davalı tarafından malikin rızası bulunmaksızın ve hukuka aykırı şekilde kullanılması, bu kullanımın belirli bir süre devam etmiş olması ve bu süreçte hak sahibinin taşınmazdan yararlanma imkanından mahrum kalması gerekmektedir.
Bu durum, hak sahibinin taşınmazdan elde edebileceği ekonomik faydanın ortadan kalkmasına neden olduğundan ecrimisil talebinin dayanağını oluşturur. Haksız işgali gerçekleştiren kişinin kötü niyetli sayılabilmesi için, zilyetliğinin hukuka aykırı olduğunu bilmesi veya objektif olarak bilebilecek durumda bulunması yeterlidir. Bununla birlikte zilyetliğin niteliği zaman içerisinde değişiklik gösterebilir. Örneğin başlangıçta kötü niyetli olan bir zilyedin daha sonra iyi niyetli hale gelmesi mümkün olduğu gibi, başlangıçta iyi niyetli olarak malı kullanan bir kişinin sonradan hukuki durumun değişmesi nedeniyle kötü niyetli zilyet konumuna düşmesi de söz konusu olabilir.
Ecrimisil talebinde bulunulabilmesi için, haksız işgal sonucunda hak sahibinin bir zarara uğramış olması gerekmektedir. Bununla birlikte bazı durumlarda, eşyanın niteliği gereği zararın doğduğu açıkça anlaşılabilmektedir. Haksız işgal nedeniyle ecrimisil talep edilebilmesi için zararın gerçekleşmiş olması gerektiği hususu Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile de ortaya konulmuştur. Buna göre, başkasına ait taşınmazı haksız şekilde kullanan kötü niyetli kişi, taşınmazı hukuka aykırı biçimde elinde bulundurması sebebiyle doğan zararları ve elde ettiği ya da elde etmeyi ihmal ettiği semereleri tazmin etmekle yükümlüdür. Buna karşılık, taşınmaz maliki veya zilyedin herhangi bir zarara uğramadığı durumlarda ecrimisil adı altında ya da başka bir adla tazminat talep edilmesi mümkün değildir. Buna göre ecrimisil kapsamında; haksız kullanım sonucu meydana gelen normal kullanımdan kaynaklanan yıpranma ve eskime şeklindeki zararlar, taşınmazın kullanılmasından doğan diğer olumlu zararlar ve malik ya da zilyedin taşınmazdan yararlanamaması nedeniyle mahrum kaldığı fayda, yani yoksun kalınan kazanç dikkate alınmaktadır. Bu çerçevede, haksız işgal sonucunda ortaya çıkan hem fiili zararlar hem de hak sahibinin elde edemediği ekonomik yararlar ecrimisil alacağının belirlenmesinde rol oynamaktadır.
Ecrimisil Tazminatının Hesaplanması
Ecrimisil bedelinin belirlenmesinde esas olan, hesaplamanın asgari olarak kira geliri seviyesinde, azami olarak ise tam gelir kaybını karşılayacak şekilde yapılmasıdır. Davacı tarafın dava açarken talep türünü açık biçimde ortaya koyması gerekir. Şayet dava dilekçesinde talebin niteliği yeterince açıklanmamışsa, mahkeme tarafından davacıdan bu hususun açıklığa kavuşturulması istenmelidir. Örneğin dava dilekçesinde “taşınmazın bulunduğu bölgedeki emsal kira bedelleri dikkate alınarak ecrimisil hesaplanmasını talep ediyoruz” şeklinde bir ifade yer alması, talebin kira esasına dayalı ecrimisil olduğunu göstermektedir.
Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle doğan ve tazminat niteliği taşıyan özel bir zarar giderim yöntemi olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle ecrimisilin alt sınırı, taşınmazın sağlayabileceği kira gelirine karşılık gelen zarardır. Bu kapsamda; haksız kullanım sebebiyle ortaya çıkan normal kullanım sonucu eskime ve yıpranma şeklindeki olumlu zararlar, kullanım nedeniyle meydana gelen diğer olumlu zararlar ile malik veya zilyedin taşınmazdan yararlanamaması sebebiyle mahrum kaldığı ekonomik fayda, yani olumsuz zarar, ecrimisilin kapsamını belirleyen unsurlar arasında yer almaktadır. Ecrimisil davasında davacı tarafın talebini kira geliri esasına dayandırması halinde, mahkemece bu doğrultuda bir değerlendirme yapılmalı ve belirlenen kira bedeli üzerinden ecrimisile hükmedilmelidir. Yargıtay uygulamasına göre kira geliri esas alınarak ecrimisil hesaplanırken bazı kriterler dikkate alınmalıdır.
Arsa ve bina niteliğindeki taşınmazlar bakımından kira esasına dayalı bir talep söz konusu olduğunda, taraflardan emsal kira sözleşmeleri sunmaları istenir. Gerekli görülmesi halinde taşınmazın bulunduğu bölgede benzer özelliklere sahip yerlerin işgal tarihindeki kira bedelleri araştırılır ve varsa emsal sözleşmeler dosyaya getirtilir. Daha sonra dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazlar arasında somut bir karşılaştırma yapılır ve aralarındaki üstün veya eksik yönler belirlenir. Genel ilke olarak, ecrimisilin kira gelirine göre belirlenmesinde taşınmazın dava konusu edilen ilk dönem itibarıyla mevcut durumu dikkate alınarak serbest piyasa koşullarında getirebileceği kira bedeli emsal sözleşmelerle karşılaştırılır. Bu değerlendirme yapılırken taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevresel özellikleri de göz önünde bulundurularak bölgedeki rayiç kira değerleri esas alınır. Takip eden dönemler bakımından ecrimisil miktarı ise ilk dönem için belirlenen bedelin ÜFE artış oranının tamamı uygulanarak güncellenmesi suretiyle hesaplanan miktardan az olmayacak şekilde belirlenir.
Tarım arazilerinin haksız şekilde kullanılması durumunda ise ecrimisil talebi ürün esasına göre de ileri sürülebilir. Bu durumda taşınmazdan elde edilmesi mümkün olan tarımsal ürün miktarı dikkate alınarak hesaplama yapılabilir. Yargıtay, bu tür durumlarda ecrimisil hesabına esas alınacak ürün miktarı ve değerinin belirlenmesi bakımından belirli araştırmalar yapılması gerektiğini kabul etmektedir. Buna göre, tarım arazilerinin haksız kullanımı nedeniyle ürün esasına dayalı bir talep ileri sürüldüğünde; taşınmazın bulunduğu bölgede hangi tarım ürünlerinin yetiştirildiği tarım il veya ilçe müdürlüklerinden sorulmalı, ekildiği bildirilen ürünlerin talep edilen yıllara ilişkin birim fiyatları ve dekara verim değerleri ilgili hal müdürlüklerinden temin edilmelidir. Ayrıca bölgede münavebeli ekim yapılıp yapılmadığı, taşınmazın belirli dönemlerde nadasa bırakılıp bırakılmadığı gibi hususlar da araştırılarak ecrimisil hesaplamasında dikkate alınmalıdır.
Ecrimisil bedelinin sağlıklı şekilde belirlenebilmesi için, haksız işgale konu taşınır veya taşınmaz üzerinde genellikle keşif yapılması ve alanında uzman bilirkişilerden ayrıntılı, denetime elverişli bir rapor alınması gerekmektedir. Taşınmazlar bakımından ecrimisil miktarını etkileyen başlıca unsurlar ise şunlardır: Taşınmazın imar durumu, yüzölçümü ve hukuki niteliği, Taşınmazın bulunduğu bölgedeki kentsel gelişim düzeyi ve konumu, Tarım arazilerinde sulu veya kuru tarım yapılması ve arazinin verimlilik durumu, Taşınmazın haksız işgalden önceki kullanım biçimi ve bu kullanım sonucunda elde edilen gelir, Kira esasına dayalı bir talep söz konusu ise emsal kira bedelleri.
Ecrimisil Davasında Zamanaşımı
Ecrimisil tazminatına ilişkin davalar, belirli bir zamanaşımı süresine tabidir. Uygulamada ve yargısal içtihatlarda kabul edildiği üzere, ecrimisil alacakları beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olup bu süre dava tarihinden geriye doğru işlemektedir (YİBK, 1938/10). Nitekim bu husus, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile ortaya konulmuş ve Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarıyla da istikrar kazanmıştır.
Bu çerçevede, örneğin 01.01.2023 tarihinde açılan bir ecrimisil davasında, davacı ancak geriye doğru beş yıllık süreyi kapsayacak şekilde, yani 01.01.2018 tarihine kadar olan dönem için ecrimisil talebinde bulunabilecektir. Bununla birlikte önemle belirtilmelidir ki, zamanaşımı defi ileri sürülmesi gereken bir itiraz niteliğindedir. Dolayısıyla davacı, teorik olarak daha uzun bir dönem için (örneğin 20 yıl) ecrimisil talep etmiş olsa dahi, davalı tarafından zamanaşımı itirazında bulunulmadığı takdirde mahkeme bu hususu re’sen dikkate alamaz ve talep doğrultusunda karar verebilir.
Ecrimisil Davasında Faiz Başlangıcı
Haksız işgal nedeniyle talep edilen ecrimisil bedeline ek olarak, bu alacağa kanuni faiz de uygulanabilmektedir. Uygulamada ecrimisil alacağı, genellikle dönemler halinde hesaplanmakta ve her bir dönem için ayrı ayrı faiz işletilmektedir. Ecrimisil hesaplamasında, haksız işgalin başladığı tarihten dava tarihine kadar olan süre yıllık dönemlere ayrılmakta ve her dönem için belirlenen alacağa, ilgili dönemin sona erdiği tarihten itibaren faiz yürütülmektedir. Örneğin, haksız işgalin 01.05.2021 tarihinde başladığı ve davanın 01.01.2024 tarihinde açıldığı bir durumda; 01.05.2021–31.12.2021 arası ilk dönem, 01.01.2022–31.12.2022 arası ikinci dönem ve 01.01.2023–31.12.2023 arası üçüncü dönem olarak kabul edilir. Bu yöntemde her döneme ait ecrimisil bedeli ayrı ayrı belirlenmekte, ardından ilgili dönemin bitim tarihinden itibaren o döneme ilişkin alacağa faiz işletilmektedir. Dolayısıyla faiz başlangıcı, tek bir tarih yerine her dönem bakımından ayrı ayrı belirlenmektedir.
Ecrimisil Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme
Ecrimisil tazminatına ilişkin davalarda görevli mahkeme, genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi’dir. Yetki bakımından ise, ecrimisil davaları genel yetki kurallarına tabidir. Buna göre dava, kural olarak davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılmalıdır. Zira ecrimisil davası, taşınmazın aynına ilişkin bir dava niteliğinde olmayıp, haksız işgal nedeniyle talep edilen bir tazminat davasıdır. Bu sebeple taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkisi söz konusu olmayıp, genel yetkili mahkeme kuralı uygulanmaktadır. Paylı mülkiyete tabi taşınmazlar bakımından ecrimisil talebinin ileri sürülebilmesi, uygulamada bazı ek şartların varlığını gerektirmektedir. Özellikle paydaşlardan birinin taşınmazın tamamını ya da diğer paydaşlara ait kullanım alanlarını tek başına kullanması halinde, diğer paydaşların ecrimisil talep edebilmeleri için kural olarak taşınmazdan yararlanma yönündeki taleplerinin karşı tarafça engellendiğini ortaya koymaları gerekir. Uygulamada bu durum “intifadan men” olarak adlandırılmakta olup, çoğunlukla ihtarname gönderilmesi veya kullanım talebinin açıkça reddedildiğinin ispatı ile ortaya konulmaktadır. Ecrimisil alacaklarında zamanaşımı da dikkate alınması gereken önemli bir husustur. Yerleşik uygulamaya göre bu tür alacaklar bakımından beş yıllık zamanaşımı süresi geçerlidir. Buna bağlı olarak hak sahipleri, dava tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık süreye ilişkin ecrimisil talebinde bulunabilmektedir. Bununla birlikte zamanaşımının başlangıç anı, kesilmesi veya durması gibi konular, her somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Sonuç itibarıyla ecrimisil, mülkiyet hakkının etkin şekilde korunmasına hizmet eden önemli bir hukuki imkândır. Taşınmaz maliki veya hak sahibi, taşınmazın rızası dışında kullanılması halinde, hem haksız müdahalenin sona erdirilmesini talep edebilir hem de geçmişe yönelik olarak ecrimisil alacağının tahsilini isteyebilir. Bununla birlikte, her olayın kendine özgü şartlar barındırması nedeniyle, ecrimisil talebinin ileri sürülmesi ve hesaplanmasına ilişkin süreçlerin hukuki açıdan titizlikle değerlendirilmesi gerekmektedir.
Örnek Ecrimisil Yargıtay Kararları
Paydaşlar Arasında İntifadan Men Şartı Gerçekleşmeden Ecrimisil Talep Edilemeyeceğine İlişkin
(Yargıtay 8. HD, 2018/3965 E., 2018/9495 K.)
Dava, paylı mülkiyete konu taşınmazda paydaşlar arasında ecrimisil talebine ilişkindir. Yargıtay kararında öncelikle, “kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler” ilkesi vurgulanmış; intifadan men şartının gerçekleşmesi için ise “davacı paydaşın taşınmazdan ya da gelirinden yararlanma isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olması” gerektiği ifade edilmiştir.
Somut olayda taşınmazın konut olarak kullanıldığı ve “doğal semere getiren yerlerden olmadığı” belirtilerek intifadan men şartının aranacağı kabul edilmiştir. Ancak dosya kapsamına göre davacının uzun süre davalının kullanımına karşı çıkmadığı, hatta “davalının taşınmazda oturmasına zımnen de olsa rıza göstermesi nedeniyle dava tarihi itibariyle intifadan men koşulunun gerçekleşmediği” sonucuna ulaşılmıştır.
Bu gerekçelerle, ecrimisil talebinin reddi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuş ve hüküm bozulmuştur.
Muris Muvazaasına Dayalı Tapu İptali Halinde Davalının Kötüniyetli Sayılacağı ve Ecrimisil Sorumluluğunun Doğacağına İlişkin (Yargıtay 3. HD, 2013/218 E., 2013/1351 K.)
Dava, muris muvazaası nedeniyle açılan tapu iptali ve tescil davasının kabul edilmesinin ardından, davacıların geriye dönük ecrimisil talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesi, tapu iptal kararının kesinleşmesine kadar davalının tapu kaydına dayanarak “hakka dayalı zilyet” olduğu gerekçesiyle ecrimisil talebini reddetmiştir.
Yargıtay ise, muvazaaya dayalı işlemlerin baştan itibaren geçersiz olduğunu vurgulayarak, somut olayda “satış işlemi tarafların gerçek iradesini yansıtmadığından... geçersiz sayılarak davanın kabulüne karar verildiği” ve bu tür işlemlerin butlanla hükümsüz olduğunu açıkça ifade etmiştir. Bu kapsamda, “hukuki sebepten yoksun bir tescil yolsuz tescildir ve mülkiyetin intikalini sağlamaz” ve “tapuda malik gözüken davalı aslında gerçek malik olmayıp... gerçek malik davacıdır” tespitlerine yer verilmiştir.
Kararda ayrıca, tapu kaydına dayanmanın tek başına iyiniyet karinesi oluşturmayacağı belirtilerek, “tapu kaydının davalı üzerinde olması davalının iyiniyetli kabulünü gerektirir bir neden teşkil edemez” denilmiş; devamında “bu iptal nedenine göre davalıyı iyiniyetli kabul etmek mümkün değildir” ve “taşınmazda iyiniyetli zilyet olduğu kabul edilemez” ifadeleri kullanılmıştır. Yargıtay, ayrıca “hukuki sebepten yoksun bir tescilin yolsuz tescil niteliğinde olduğunu” ve bu tür bir tescilin mülkiyet hakkını devretmeyeceğini vurgulamıştır. Bunun yanında, tapu iptaline ilişkin mahkeme kararlarının niteliği de değerlendirilmiş; bu kararların inşai değil, beyan edici (izharî) nitelikte olduğu ve “gerçek hukuki durumu ortaya koyduğu” ifade edilerek, davalının tapu iptal kararının kesinleşmesine kadar korunması gerektiği yönündeki yaklaşım benimsenmemiştir.
Tüm bu gerekçelerle, davalının iyiniyetli zilyet olarak kabul edilmesi ve bu nedenle ecrimisil talebinin reddedilmesi hukuka aykırı bulunmuş; davalının kötüniyetli zilyet konumunda olduğu kabul edilerek ecrimisil sorumluluğunun bulunduğu sonucuna ulaşılmış ve hüküm bozulmuştur.
Boşanma Sonrası Taşınmazın Fiilen Kullanılmamasına Rağmen Anahtarın Davalıda Bulunması Nedeniyle Ecrimisil Sorumluluğunun Devam Edeceğine İlişkin (Yargıtay 1. HD, 2014/16769 E., 2016/5022 K.)
Dava, boşanma sonrası davalı eşin taşınmazı kullanmaya devam ettiği iddiasına dayalı olarak açılan elatmanın önlenmesi ve ecrimisil talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesi, dava konusu taşınmazın davalı tarafından fiilen kullanılmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Yargıtay, öncelikle mülkiyet hakkının kapsamına dikkat çekerek “Türk Medeni Kanununun 683. maddesi uyarınca bir şeye malik olan kimse… o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir” ve malik tarafından haksız elatmanın önlenmesinin talep edilebileceğini vurgulamıştır. Ecrimisilin hukuki niteliği bakımından ise, “ecrimisil… malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup… haksız işgalin… haksız bir eylem sayılması gerektiği” ve “en azı kira geliri karşılığı zarardır” ifadelerine yer verilmiştir. Somut olay bakımından Yargıtay, yerel mahkemenin aksine, fiili kullanımın bulunmamasını tek başına yeterli görmemiş; davalı tanık beyanına dayanarak “taşınmazın kullanılmadığı ancak anahtarının davalıda bulunduğu” olgusunu esas almıştır. Bu çerçevede, “anahtar teslim edilmediği sürece davalının taşınmaza elattığının kabulünün gerektiği” ve “taşınmazın hakimiyetinin halen davalıda olduğu” açıkça belirtilmiştir. Ayrıca, “boşanma ilamının kesinleşme tarihinden sonra taşınmazın aile konutu niteliğinden çıktığı” vurgulanarak, bu tarihten itibaren davalının taşınmaz üzerindeki kullanımının hukuki dayanağının kalmadığı ifade edilmiştir. Bu nedenle Yargıtay, boşanma tarihinden dava tarihine kadar olan dönem için ecrimisil hesaplanması gerektiğini belirterek, yerel mahkemenin “kullanım ispatlanamadığı” gerekçesiyle davayı reddetmesini hatalı bulmuş ve kararı bozmuştur.
Sağ Kalan Eşin Aile Konutu Üzerindeki Özgüleme Talebinin Kabulünün Geçmişe Etkili Olmayacağı ve Bu Süreye İlişkin Ecrimisil Talebini Ortadan Kaldırmayacağına İlişkin (Yargıtay 7. HD, 2022/1332 E., 2024/4564 K.)
Karar, sağ kalan eşin murise ait aile konutu üzerinde TMK m. 240 ve 652 kapsamında açtığı özgüleme davasının kabul edilmesinin, geçmiş döneme ilişkin ecrimisil taleplerine etkisi noktasında Bölge Adliye Mahkemeleri arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine ilişkindir.
Uyuşmazlık, sağ kalan eşin aile konutunda oturmasının, ecrimisil sorumluluğunu ortadan kaldırıp kaldırmayacağı ve özellikle özgüleme kararının bu duruma etkisinin ne olduğu noktasında toplanmaktadır.
Yargıtay kararında öncelikle özgüleme davasının hukuki niteliği detaylı şekilde değerlendirilmiş ve “mahkeme inşai davanın kabulüne karar verirse bu karar inşai niteliktedir… bu kabul kararı ile yeni bir hukuki durum yaratılır” tespiti yapılmıştır. Devamında, bu tür kararların etkisine ilişkin olarak “inşai kararlar kural olarak geleceğe etkilidir… geçmişe etkili değildir” ve “hukuki durumdaki değişiklik… ancak inşai kararın kesinleşmesi ile meydana gelir” ifadelerine yer verilmiştir.
Bu tespitler doğrultusunda somut uyuşmazlığa ilişkin olarak, sağ kalan eşin taşınmaz üzerindeki hukuki durumunun özgüleme kararının kesinleşmesine kadar değişmediği açıkça ortaya konulmuştur. Nitekim kararda, “özgüleme davasına ait mahkeme ilamının kesinleştiği tarihe kadar sağ kalan eşin taşınmazda diğer mirasçılarla birlikte elbirliği mülkiyet hükümlerine göre paydaş olduğu” belirtilmiştir.
Bu çerçevede en önemli tespit olarak, “mahkeme ilamının kesinleştiği tarihe kadar… davalıdan ecrimisil talep edebilme hakkının bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır” denilerek, sağ kalan eşin bu dönemde ecrimisil sorumluluğunun devam ettiği kabul edilmiştir.
Ayrıca Yargıtay, uygulamada ileri sürülen aksi yöndeki görüşü açıkça reddederek “özgüleme davasının kabulü halinde… ecrimisil talebinin reddedilmesi gerektiği yönündeki görüşe katılma imkanı bulunmamaktadır” şeklinde hüküm kurmuştur.
Sonuç olarak, aile konutu niteliğindeki taşınmazda oturan sağ kalan eşin, özgüleme kararı kesinleşinceye kadar diğer mirasçılar karşısında haksız işgalci sayılabileceği ve bu süre bakımından ecrimisil talep edilebileceği kabul edilerek, konuya ilişkin içtihat farklılıkları giderilmiştir.
Berkay Kelem

Hemen İletişime Geç